TEKBİR        
 

Web tarayıcısı olarak google chrome veya Mozilla Firefox kullanınız.    Flas_Player_indir

 

Mehmet BAŞARICI

ı

  ilmihal   ilmihal   25000   Youtube   Facebook  
      الله أكبر
 

 

VAKIT DARALIYOR

 
 
 

                

 

 

                                             Acele et zaman daralıyor

                                                 BEŞ VAKİT NAMAZ 
Sual: Namaz beş vakit değil mi? Niye üç veya altı vakit diyenler çıkıyor?
CEVAP
Peygamber efendimiz bize namazın beş vakit olduğunu bildirdi. Senelerce beş vakit kıldı. Artık başka delil aramak gerekmez. Kur’an-ı kerimde mealen buyruluyor ki:
(Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]

Nisa suresinin 103. âyetinde, (Namaz, belli vakitlerde farz kılındı) buyrulup, ayrıca, beş vaktin hepsi de diğer âyetlerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” ifadesinin geçmeyişi, kutuplarda ve buralara yakın yerlerde, beş vaktin tamamının teayyün etmemesindendir. (Nimet-i İslam)

İsra suresinin, (Güneşin kayması anından, gecenin kararmasına kadar ve sabah vakti namaz kıl) mealindeki 78. âyet-i kerimenin aslında geçen, (Dülûk-üş şems) öğle ve ikindi, (Gasak-ıl leyl) akşam ve yatsı namazı, (Fecr) de sabah namazıdır. (Beydavi)

Kaf suresinin, (Güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece Rabbini tesbih et) mealindeki 39. ve 40. âyet-i kerimesindeki, güneşin doğuşundan önceki sabah namazı, güneşin batışından önceki öğle ve ikindi namazı, geceki de akşam ve yatsı namazıdır. (Beydavi)

İbni Abbas hazretleri, (Kur’an-ı kerimde beş vakit namazı bildiren âyet hangisi) diye sual edildiğinde, şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:
(Akşama girerken, sabaha ererken, gündüzün sonunda ve öğle vaktinde Allah’ı tenzih edin!) [Rum 17,18]

(Akşama girerken)den maksat, akşam ve yatsı namazı, (sabaha ererken)deki sabah namazı, gündüzün sonundaki, ikindi namazı, öğledeki de, öğle namazıdır. (Celaleyn)

Nur suresinin 58. âyet-i kerimesinde, (salât-ı fecr = sabah namazı) ve (salât-ı işâ = yatsı namazı) ifadesi açıkça geçmektedir.

Peygamber efendimiz, Bekara suresindeki, (Namazları ve vusta namazını kılın) mealindeki 238. âyet-i kerimeyi açıklarken, (Vusta namazı ikindi namazıdır) buyurdu. (İ. Ahmed)

Bu âyet-i kerimede, (Namazları ve orta namazı [ikindi namazını] kılın) buyruluyor. Arabi gramere göre, namazlar [salevat] denince, ikiden fazla namaz anlaşılır. Çünkü iki namaz demek için, salevat [namazlar] değil, salâteyn [iki namaz] denilir. Vusta [orta] namaz ikindi namazı olduğuna göre, ikindi hariç, öteki namazların sayısı iki olamaz, ikiden fazla olması gerekir. Üç de olamaz; çünkü VUSTA NAMAZI hariç 4,6 gibi çift sayılı olmalı ki, orta namaz [ikindi namazı] tam ortada olabilsin. Yani ortadaki namaz ikindi olduğuna göre, ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz bulunduğu meydana çıkar. Diğer âyetlerdeki namaz vakitleri de dikkate alınınca, namaz vakitlerinin beş olduğunda hiç şüphe kalmaz.

(Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde namaz kıl. Çünkü güzellikler kötülükleri [günahları] giderir. Bu, iyi düşünenlere bir öğüttür.)
[Hud 114]

Gündüzün iki tarafındaki namazlar sabah, öğle, ikindi; gecenin yakın saatlerindeki namazlar da akşam ve yatsı namazlarıdır. (Medârik)

Burada Hasenat = Güzelliklerden murat beş vakit namazdır. (Medârik, Beydavi)

Kitap ve Sünnet’ten sonraki delil İcma’dır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve onlardan sonra bugüne kadar gelen bütün âlimler, beş vakit namaz kılmış, bu hususta kesin bir icma hâsıl olmuştur.

İslam âlimleri de, beş vakit namazın nasıl kılınacağını kitaplara yazmışlar, böylece Kıyas-ı fukaha ile de namazın beş vakit olduğu sabit olmuştur.

İki vakit yeter mi?
Sual
: Bir yerde şöyle bir hadis okudum:
(Meşhur İslam âlimlerinden İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davud’un rivayetlerine göre beş vakit namaz kılmaya vakit olmadığını söyleyip “Bana öyle bir şey emret ki yaptığım zaman yeterli olsun” diyen Fudale’ye Hazret-i Muhammed sabah ve ikindi namazlarına devam etmesini, iki vakti kılmasının ona yeterli olacağını söylemiştir.)
Yukarıda bildirilen hadis doğru mu?
CEVAP
Böyle bir ifadeye rastlamadık. Uydurma olma ihtimali vardır; çünkü İslam âlimleri Hazret-i Muhammed demez. Bunu genelde yabancılar söyler. Ayrıca bu ifade, aşağıda bildirilen sahih hadislerin hepsine aykırıdır. Bir vakit namazı kasten terk etmek çok büyük günahtır. Böyle bir hadis varsa eğer, bu olay beş vakit namaz farz olmadan önce vuku bulmuş olabilir; çünkü Miracdan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı. Hac, namazdan on yıl sonra farz oldu. Yahut sırf o söylenen şahsa ait özel bir durumdur, namaza alışana kadar ona öyle denmiş olabilir; çünkü o zaman din yeni geldiği için, özel olaylar olabiliyordu. Mesela buna benzer bir olay şöyle idi: Bir genç, (Ya Resulallah, yalan, zina ve içkiyi bırakamıyorum. Ne buyurursunuz?) dedi. Resulullah efendimiz, (Yalanı benim için bırak) buyurdu. O genç, kabul edip gitti. Daha sonra, diğer iki günahı işlemek isteyince, (Bu günahları işleyip Resulullahın karşısına çıkınca, "işlemedim" desem yalan olur. Eğer “işledim” dersem, beni cezalandırır) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti.

Namazın beş vakit olduğuna dair hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(İslam beş şey [temel] üzerine kuruldu:
1- Allah’a ve Muhammed aleyhisselamın Onun resulü olduğuna inanmak,
2- Her gün beş vakit namaz kılmak,
3- Senede bir kere malının kırkta birini Müslüman olan fakirlere zekât vermek,
4- Ramazan-ı şerif ayında her gün oruç tutmak,
5- Mekke’ye giderek, ömründe bir kere hac etmek.)
[Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

(Beş vakit namaz kılanın hâli, evinin önünden akan suda beş defa yıkanan kimse gibidir. Nasıl böyle bir kimse kirden temizlenirse namaz kılan da küçük günahlardan öyle temizlenir.) [Buhari, Müslim, İ.Ahmed, Beyheki, Darimi, Taberani]

(Hazret-i Cebrail inip, bana imamlık yaptı ve kendisi ile birlikte beş vakit namazı kıldım ve beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai]

(Farz olduğuna inanıp, rükû, sücud, abdest ve vakitlerine riayet ederek beş vakit farz namaza devam edene Cennet vacib, Cehennem haram olur.) [Taberani]

(Beş vakit namazı, ilk tekbire yetişerek kırk gün cemaatle kılana Cennet vacibdir.) [Ebu Ya’la]

(Allah’tan korkun, beş vakit namazı kılın, [Ramazan ayında] oruç tutun, mallarınızın zekâtını, isteyerek verin, âmirinize itaat edin, böylece Rabbinizin Cennetine girin.)
[Tirmizi]

(Allah için ibadetinizi ihlâslı yapın. Beş vakit namazı kılın, gönül hoşluğu ile malınızın zekâtını verin, Ramazan orucunu tutun, Hacca gidin, böylece Rabbinizin Cennetine girersiniz.)
[Taberani]

(Allahü teâlânın ilk farz kıldığı şey beş vakit namazdır. İlk ortadan kalkacak olan da yine beş vakit namazdır. İlk sorgu da beş vakit namazdan olacaktır.)
[Hâkim]

(Kıyamette herkes korku içinde iken korkmayan üç grup insandan biri, sırf Allah rızası için, her gün beş vakit namaza çağıran müezzindir.)
[Taberani]

(Allahü teâlâ beş vakit namazı emretti. Güzel abdest alıp, bunları vaktinde kılanı, rükû ve huşularını tamam yapanı affedeceğine söz verdi. Bunları yapmayan için söz vermedi. Onu dilerse affeder, dilerse azap eder.)
[Ebu Davud, İbni Mace, Nesai, İ.Malik, İ.Ahmed]

(Beş vakit namaz, güzelce kılan için kıyamette nur, delil ve kurtuluş olur.)
[İbni Nasr]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Beş vakit namazı farz kıldım. Şartlarına uyarak, vaktinde kılanı Cennete koyacağıma söz verdim. Kılmayana verilmiş bir sözüm yoktur.”)
[İbni Mace, Ebu Davud]

(Beş vakit namaz ve Cuma namazı, gelecek Cumaya kadar ve Ramazan orucu, gelecek Ramazana kadar yapılan günahlara kefarettir. Büyük günah işlemekten sakınanların küçük günahlarının affına sebep olur.)
[Müslim, İ.Ahmed]

(Mirac gecesi, 50 vakit namaz farz oldu. Sonra beş vakte indirildi.)
[Buhari, Müslim, İ.Ahmed]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Bende söz ve hüküm asla değiştirilmez. Bu beş vakit namaz karşılığında elli vakit namaz sevabı vardır.)
[Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

(Bir kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına itaat ederse, Cennete istediği kapıdan girer.)
[İbni Hibban]

(Beş vakit namazı terk eden, Allahü teâlânın hıfz ve emanından mahrum olur.)
[İbni Mace]

(Herkes bozulunca, beş vakit namazı cemaatle kılana her gün yüz şehid sevabı yazılır.)
[İ.Nasr]

(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.)
[Taberani]

(Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekât veren ve büyük günahlardan sakınan herkese, kıyamette, Cennetin sekiz kapısı açılır. Dilediği kapıdan girer.)
[Hâkim]

(Beş vakit namaza devam edin, çünkü küçük günahlara kefaret olur.)
[Taberani]

(Kitab ehli olan bir kavme vazifeli olarak gittiğin zaman, önce, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet etmeye davet et. Bunu kabul ederlerse, Allah’ın günde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da kabul ederlerse, Allah’ın kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen bir sadakayı [zekatı] farz kıldığını söyle.)
[Buhari, Müslim, Ebu Davud]

(Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekâtını veren ve yedi büyük günahtan kaçan kimseye, Cennetin bütün kapıları açılıp, “Selamet ve emniyet içinde gir” denilir.)
[Nesai]

Üç vakit kılmak
Sual
: Abduhçu biri, (Kur’anda beş vakit ifadesi geçmez, ama Peygamber, hayatı boyunca beş vakit namaz kılmıştır. Bu bakımdan 5 vakit namaz kılmak suç sayılmadığı gibi üç vakit kılmak da caizdir) diyor. Bu kimse, Resulullahın Kur’ana aykırı olarak mı beş vakit kıldığını söylemek istiyor?
CEVAP

Kur’an-ı kerimde 5 vakit namaz bildirilmemiş de, Resulullah efendimiz kendiliğinden mi 5 vakit kıldı? Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
(Miraca çıktığım gece, beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari, Müslim]

Hâşâ Resulullah efendimiz, (Beş vakit namazla emrolundum) diye yalan mı söylüyor?

Din düşmanı istediğini söyleyebilir, zaten maksadı dini bozmak ve yıkmak; ama bir Müslümana, bunlarla dostluk kurmak, sözlerine itibar etmek hiç yakışır mı? Dinini, din düşmanlarının şu veya bu maske altında yazdığı kitaplardan öğrenmek, hiç uygun olur mu?
Elli vakit namaz
Sual:
Mirac’da elli vakit namaz farz kılınınca, Hazret-i Musa’nın, Peygamberimize, (Rabbinden vakit sayısının azaltmasını iste) demesi üzerine pazarlıkla, elli vakit beş vakte indiriliyor. Allah, insanlara neyin zor geleceğini bilmiyor mu da, Hazret-i Musa’nın teklifinden sonra, namaz beş vakte indiriliyor?
CEVAP
Pazarlık lafı çok çirkindir. Allahü teâlâ elbette olmuş ve olacak her şeyi bilir. Mesela biri hastalansa, iyileşmek için dua etse, Allahü teâlâ da duasını kabul edip şifa verse, (Allahü teâlâ iyileşmek istediğini bilmiyor mu, duaya ne lüzum var?) denemez. Dua, iyileşmesi için bir sebeptir. Her şeyi bir sebeple yaratmak Allahü teâlânın âdetidir. Burada da, beş vakit namazı farz kılmasına, Musa aleyhisselamın bildirmesini sebep kılmıştır. Böylece, ezeldeki takdir yerini bulmuş ve beş vakit namaz farz kılınmıştır.

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2780

ÖLÜM VAR HESAP VAR

Mekke  Canlı yayın   Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın  - Mekke den Canlı yayın  - Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın 
        Ölüm hakikati nin Kur’an-i yorumlanmasıyla, materyalist bakış açısından farklı, hatta kesin olarak zıt yöndeki farklı noktalara çıkmaktadır. ‘’ Her canlı muhakkak ölümü tadacaktır ’’ Ayet-i kerimesinde ölümün hakikat olmasından çok ölümün muhakkak olacağı vurgusu vardır. Bir şeyin muhakkak olacağı onu hakikat yapmamaktadır. Hakikat olan şey, geçici değil daimi ve kalıcı olandır. Dinen ölüm bir son değil,  ebedi bir hayatın başlangıcıdır. Ölümle birlikte insanların ebedi olarak yaşayacakları yerler için din gününe giden adımdır. Ölüm, zaten bir hakikat olsaydı, sonrasında bir yaşamın olma durumu ciddi bir çelişkiye mahal verir idi. Bu da inancın sarsılmasına, vahdetteki (birlik) dağılmaz bütünlüğün bir nebze de olsa açık vermesi, onun mükemmelliğine vurulan büyük bir darbeye ön ayak olmaktan geri durmayacaktır. İnancın temellerinden biri olan ahirete iman noktasında çelişkiye yol açıp, zafiyet oluşturur. Zaten küre-i arzda bulunan kötü niyetli fasıkların beklediği şey de budur. Yukarda da değindiğimiz gibi bizler ve bazı dini gruplar farkında olmadan  firavuni yöntemlerin oyununa gelmektedirler.

        Ünlü din alimi Said-i Kürdi de ölümü bir hakikat değil, hakikate giden vasıtaya benzeterek külliyatındaki Sözler adlı eserinin  yedinci sözünde ‘’şu  kutsi tılsım ile ölüm, mümin insanın dünya zindanından cennet bahçesine, Rahmanın huzuruna götüren bir emre hazır getirilmiş at ve burak suretini alır’’ diyerek  ölümü aslında bir hakikat değil de bir vasıta olduğu gerçeğini ortaya koyar. Ahiret bir duraktır, biz dünya durağındayız, ölüm bizi dünya durağından ahiret durağına götürecek bir vasıtadır. Anlaşılmayan ince nokta ölümün gelmesi onu bir hakikat, kesinlik, nihayet öz yapmayacağıdır.. Öz olan, hakikat olan, ebedi yaşamdır....

 

 ALINTI ADRESİ

Mekke  Canlı yayın   Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın  - Mekke den Canlı yayın  - Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın 
 

 Allah’ın Nankörlükte Israr Edenlere Laneti

         İsrail oğullarından nankörlükte ısrar edenler, Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu onların isyankârlıkları ve sürekli taşkınlık yapmaları yüzündendir. Onlar birbirlerini, yapa geldikleri kötülüklerden caydırmaya çalışmıyorlardı; gerçekten bu yaptıkları ne fena şeydi.  Onlardan birçoğunu küfre saplananlarla sarmaş dolaş görürüsün. Ayartıcı benliklerinin kendilerine telkin ettiği şey öylesine kötüdür ki, Allah’ın hışmına uğramışlardır ve onlar azaba mahkûm olacaklardır. (Maide 78-79-80)
 

     Allah’ın, Yahudileşen İsrail oğullarını neden lanetlediğini, sebepleri ile anlatan bu ayetlere dikkat edilecek olursa lanetlenen İsrail oğulları değildir. İsrail oğullarından nankörlükte ısrar edenlerdir. “Nankörlükte ısrar etmek” demek; Allah’ın kuralını tanımamaktır. Yaratana vefasızlıktır. Allah’ın hatırını gözetmemektir. Zaten, Yahudi; kural tanımayan, vefasız ve hatır gözetmeyen demektir. Demek ki lanetlenen İsrail oğulları değil, ellerinde doğru bilgi olduğu halde yanlışı yaşam biçimi edinenlerdir. Onlar isyan edip sürekli taşkınlık yapıyorlardı. Yani Allah’ın yapın dediklerini yapmıyor. Yaptıkları şeylerde de aşırı gidiyorlardı. Daha kötüsü, Onlar birbirlerini, yapa geldikleri kötülüklerden caydırmaya çalışmıyorlardı. İsrail oğullarından (nankörlükte ısrar edip) Yahudileşenler, birbirlerini yapa geldikleri kötülükten vazgeçirmek için ısrarcı olmuyorlardı. Yani bir uyarıyor, bidaha uyarıyor, üçüncüden sonra uyarılarında direnmek yerine, uyarmaktan vazgeçiyor ve onlarla sarmaş dolaş olarak dostluklarına devam ediyorlardı. Böylece kötülük yapanlar hiçbir şey olmamış gibi kötülüklerine devam ediyorlardı. Oysaki Allah cc Lokman suresinin 17.ayetin de Hz Lokman’ın diliyle bize verdiği öğütte “Allah’a kulluğunu hakkıyla yerine getir, her zaman iyi ve doğru olanı önerip, kötü ve yanlış olanlardan sakındır. Başına gelenlere göğüs ger! Şüphesiz bütün bunlar kararlılık ve direnç isteyen işlerdendir” Yahudileşenler bu sorumluluğu yerine getirmediği için Allah cc tarafından lanetlenmişlerdir.

 

      Nitekim bu mesajla; Allah cc, İsrail oğulları üzerinden, mesaja muhatap olan herkesi şöyle uyarıyor. “Ey bu mesaja muhatap olanlar (Müslüman’ım diyenler); sizler de birbirinizi yapa geldiğiniz kötülüklerden caydırmaya çalışmazsanız, hışmıma uğrar ve azaba mahkûm olursunuz”
 

     Hatta bırakın birbirinizi uyarmamayı, Allah’ın ayetlerini öğrendikten sonra bu ayetleri, muhataba söylemek yerine susup gizlediğiniz de bile Allah’ın lanetine uğrarsınız. Bu konuyu açık ve net bir şekilde ifade eden Allah cc.; “Şimdi, katımızdan İndirdiğimiz apaçık belgeleri ve rehberlik delillerini kitap aracılığıyla insanların önüne koyduktan sonra onu gizleyenler var ya; İşte Allah’ın ve lanet etme yeteneğine sahip tüm varlıkların lanet ettiği kimseler onlardır.” Bakara suresi 159. ayetiyle bizi aydınlatan Allah cc. lanete uğramamamız için bize dosdoğru yolu öğretmektedir.
 

  Allah’ın lanetine uğramak istemiyorsak;

1-Allah’ın bize Kuran’dan öğrettiklerini her ne pahasına olursa olsun gizlememeliyiz.

2- Her zaman iyi ve doğru olanı yapıp, kötü ve yanlış olanlardan sakındırmalıyız.

3- Birbirimizi yapa geldiğimiz kötülüklerden caydırmaya çalışmaktan, asla vazgeçmemeliyiz.

 

Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, yanlışa sessiz ve duyarsız kalan akılsızlardır.

Vahye muhatap olan herkesi, Allah’a olan sorumluluğunu ifa etmeye davet ediyorum. Gördüğünüz kötü davranışlara karşı lakayt kalmayın.

 

 ALINTI ADRESİ

 

Mekke  Canlı yayın   Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın  - Mekke den Canlı yayın  - Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın 
 

  BİZE NE OLDU?  

        Bir takım Müslümanların işleri hoparlöre kalmış. 50 seneden beri ülke çapında bir hoparlör cinneti veya histerisi

 yaşıyoruz. Geçen gün bir tek şerefeye 10 hoparlör yerleştirilmiş olduğundan bahsetmiştim. Bir yerde de bir caminin dış duvarına iki hoparlör konmuş olduğunu gördüm.

    Birkaç gün önce ikindi namazını kılmak üzere bir camiye girdim. Küçük bir mâbetti, sanırım üç saf vardı. Bermutad (her zaman olduğu gibi) imam efendi yakasına portatif bir mikrofon takarak namaz kıldırdı.
   Eskiden camilerde kamet getirildikten sonra “Saflarınızı düzgün ve sıkı tutunuz ki Allah’ın rahmetine nâil olasınız” meâlinde bir uyarı yapılırdı. Şimdi onun yerine “Muhterem Müslümanlar cep telefonlarınızı kapatınız” duası yapılıyor. Herkes bu duaya icabet ediyor mu?  Maalesef yine unutan oluyor ve cemaatin huzuru kaçıyor. Be adam şu mereti kapatsana!..
Kapatır mı hiç... Cep telefonsuz nasıl yaşar o...Taşra camilerini bilmem ama İstanbul’un binlerce camii klima cihazları ile dolduruldu. Ya Rabbi, ne çirkin, ne iğrenç âletler... Bunların görünmemesi lazım. Önlerine, etraflarına kafes yapılması gerek.
Geçen gün akşam namazını Sultanahmed Camii’nde kıldım. Safı tamamlamak için minberin sağında yer aldım. Duvarda tam karşımda âdi mi âdi, berbat mı berbat, zevksiz mi zevksiz kocaman, etrafı nikelajlı bir işporta saati yer alıyordu.Mercan taraflarında böyle saatler bilemediniz 20 liraya satılıyor. Sultanahmed gibi ulu bir mâbede böyle çirkin, böyle değersiz, böyle zevksiz, böyle âdi bir şey nasıl asılabilir?
      Harunurreşid, Frank imparatoru Şarlman’a bir elçi heyeti göndermiş, hediyeler içinde bir çalar saat varmış, Şarlman’ın etrafındaki yüksek papazlar, devlet erkânı bu tıkır tıkır çalışan, arada bir çan çalan saati görünce küçük dillerini yutacak derecede şaşmışlar. Acaba içinde şeytan mı var bunun?
Camiye ille de saat konulacaksa uzmanlardan, dekoratörlerden, sanat erbabından fikir alınması gerekir. Şimdi Çin’den, eski antika saatlere benzer elektrikli saatler geliyor. Caminin mimarîsine, iç tezyinatına uygun (veya fazla ters düşmeyecek) böyle bir saat alınır ve neresi münasipse oraya asılır. Biz maalesef bunu bile beceremiyoruz.
Geçen sene bir camide cuma hutbesi dinlemiştim. On dakikalık hutbede belki 100, belki daha fazla okuma hatâsı yapıldı. Mesel⠓akraba” kelimesi okunurken “r⒠hecesi uzun okundu. İstanbul’da nasıl olur da bir cuma hutbesinde böyle bir lisan hatâsı yapılabilir?
    Heyecanlanmak, mânevî bir haz ve lezzet almak, ilâhî müjdeleri ve uyarıları dinlemek için bir yere gitmek istiyorum. Maalesef böyle bir yer bulamıyorum. Olduğunu iddia eden varsa, yanıma bilirkişi olarak üç edebiyat profesörü alayım, bir de noter kâtibi, kararı onlar versin.
    Çocukluğumda çok değerli hatipler, vâizler, mesnevîhânlar mevcuttu. Onbeş ciltlik bir Mesnevî şerhi yazmış olan Tâhirü’l-Mevlevî (Tahir Olgun) merhum büyük camilerden birinde Mesnevî okuturdu. Ecdadımız camilerde Mesnevî okunması için vakıflar yapmışlar ama şimdi ne o vakıflar kalmış, ne de mesnevîhânlar.
Müslüman bir toplum, âhirete göçen büyük hocalarının ve şeyhlerinin yerlerini dolduramıyorsa yıkılmaya mahkûmdur.
İslâm dini sohbet üzerine kuruludur. Camilerde, başka yerlerde çok güzel konuşan büyük âlimler, ârifler, hocaefendiler kendilerini dinleyenleri isyandan taate, gafletten uyanıklığa, fısktan salaha, şerden hayra, dünya hırslarından âhiret endişesine, noksanlıktan kemâle çekerler.
   Vasıflı adam yetiştirilmezse âletler ve cihazlar bir şeye yaramaz.
   Son elli sene içinde, birkaç istisnâ dışında (ki istisnalar kaideyi bozmaz) müezzin bile yetiştirememişizdir.
   Cami imamlığını namaz kıldırma memurluğu olarak anlayan ve algılayanlar zillet ve esaret içinde sürünmeye mahkûmdur.
   Bu ülkenin ismi Türkiye’dir, burada geçerli olan lisân Türkçedir. Bir imamın, yazılı ve edebî kültür Türkçesini mükemmel derecede bilmesi gerekir. Üç yüz kelimelik sokak, çarşı pazar, iletişim Türkçesiyle imamlık yapılamaz.
Zekâ özürlülerin Türkçesiyle elbette gönüller cûş u hurûşa getirilemez.
Hatip minbere çıkıyor, vaiz kürsüye oturuyor, cemaat pür dikkat dinliyor. Ya Rabbi o ne Türkçe... Fuzulî’nin, Şeyh Galib’in, Ziya Paşa’nın hayran kalacağı bir üslûb, bir belagat, bir fesahat. Müzikten anlayan biri hatibin konuşmasını notaya geçirebilir.
Beş dakika sonra cemaat içinde bir dalgalanma başladı. Nice kişi sessizce ağlıyor. Biri çok heyecanlandı, haykırdı, bayıldı.
Hatip konuşuyor... Müslümanların İslâm nimetine gereken önemi vermediklerini, hattâ bazısının ihanet ettiğini söylüyor. Filipinler’den, Fas’a kadar gaflet, dalâlet, ihanet...Bosna’da kadın, çocuk, ihtiyar, gayr-i muharib kardeşlerimizin koyunlar gibi boğazlandığını anlatıyor. Çeçenistan’da taş üstünde taş kalmamış, ülke halkının dörtte biri şehid edilmiş. Zalimlerin korkunç zindanlarında, eski Nemrud’ların ve Firavun’ların bile yapmadığı zulümler ve işkenceler reva görülüyor iman kardeşlerimize. Kutsal Kur’ân’lar parçalanıyor ve yırtık yaprakları helâya atılıyor.
    Cemaat ağlıyor, cemaat hıçkırıyor, cemaatten bazıları göğüslerini yumrukluyor.
    Cami bir ana baba günü. Derin uykular dağılmıştır artık. Gözyaşları gönül paslarını silmiştir artık.
    Efendi ben böyle hutbeler, böyle vaazlar istiyorum.
    İslâm’da diş fırçasının ve diş macununun önemi hutbesini başlarına çalsınlar birtakım çokbilmişler.
    İlim istiyorum, irfan istiyorum, aşk ve heyacan istiyorum, vecd istiyorum.
    Gönülleri ihtizaza getirecek yüksek konuşmalar istiyorum.
    Ey rekâket def ol!
    Ey cehâlet yok ol!
    Ey acz görünme gözüme!
    Kendileri ağlayamayanlar cemaati nasıl ağlatsınlar?
    Şu yetmiş küsur milyonluk Türkiye’nin büyük bir şaire ihtiyacı var. Şiirleri bayraklar gibi dalgalanacak bir şair.
Ve sen ey musibet! Böyle vaazlar, böyle hutbeler lâikliğe aykırı olur mu diyorsun?
Söyle bana, sen bu lâikliği Stalin’den mi, Mao’dan mı, yoksa Enver Hoca ekferinden mi öğrendin?
   Behey nâbekâr! Lâiklik camilere, namazlara, hutbelere, vaazlara karışır mı hiç...
   Gönüllerimizde bir tıkanıklık var, ağlamazsak açılamayız. Kana kana, hıçkıra hıçkıra, doya doya ağlamak.
   Mâzimize ağlamak, hâlimize ağlamak, istikbâlimize ağlamak.
   Yahudiler kadar olamıyoruz. Onların kendi “Ağlama duvarları” var, karşısına geçip ağlıyorlar.
Biz bunca rezalet, bunca sefalet, bunca zillet, bunca esaret, bunca tefrika, bunca nifak ve şikak, bunca isyan ve tuğyan içinde günümüzü gün etmeye bakıyoruz.
    İmanları boğazlarından aşağıya inemeyenler ağlayamıyor.
    Bizim halimize insaflı kâfirler bile ağlıyor, biz ağlayamıyoruz.
    Gökte melekler, berzahta ruhanîler bize ağlıyor.
Kutsal emanetleri yitirmiş bir toplum...
Her gün bin darbe yiyen ve bunları kanıksamış toplum.
Bunca zillet, esaret, felâket, hakaret altında yine keyf sürmeye çalışan, lüks ve konfor peşinde koşan, iyi havalarda piknik yapan bir toplum.
Resûl ne buyurmuş:
     “Münafıklar sabah ve yatsı namazlarının önemini bilmiş olsalardı, dizleri üzerinde sürünerek bile olsa gidip namaz kılarlardı...”
     Ey sabah namazları leşler gibi uyuyanlar! Ey yatsıları kaçıranlar! Ey gürûh-i gafilûn... Allah sizi uyarmış, Resûl sizi uyarmış, her asrın âlimleri, ârifleri, sâlihleri sizi uyarmış.Ama siz uyanmıyorsunuz.Bunca gaflet, bunca dalâlet, bunca gayretsizlik ve hamiyetsizlik ile nereye gidiyorsunuz, biliyor musunuz?
    Ey dâiler! Neredesiniz, zuhur ediniz ve hayat süren leşleri uyandırmak için müessir nutuklar, neşideler okuyunuz.
Gecenin ortasında ve sabaha yakın gök semâlarında münâdiler sesleniyor, uyanın uyanın uyanın diyorlar. Kulakları tıkanmış, kalpleri mühürlenmiş gafiller duymuyorlar.
   Gök haber veriyor, yer haber veriyor, dinleyen yok.
   Eyvah eyvah eyvah!...
   Vah bize, yazık bize, efsûs bize..

ALINTI ADRESİ

 

Mekke  Canlı yayın   Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın  - Mekke den Canlı yayın  - Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın 
 

     CAMİ VE MESCİTLERİN MÜSLÜMAN IN HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ  

     Allah C.C. Cin suresi 18. Ayeti Kerimede şöyle buyurmaktadır. “Kuşkusuz tüm mescitler Allah’ındır. Allah’la beraber hiç kimseye kulluk etmeyiniz. “ Yine Bakara suresi 114.ayette, “Allah’a ibadet edilen mahallerde O’nun isminin anılmasına engel olan, onların harap olmasına çalışanlardan daha zalim kim olabilir…? Onlar buralara korka korka girerler. Onlar için bu dünya da rüsvalık ahiret de de büyük azap vardır.” buyrulmaktadır....

     Müslümanlar olarak bu ayeti kerimelerin ışığında bu günkü camilerimizin durumunu düşünelim. Ali Şeriati’nin ifadesi ile bu günkü camiler; ZÜHTÜN ALTIN BUZAĞILARI HALİNE GELMİŞTİR. İslam kimliğinden uzaklaşmış vesayetçi anlayışın sultasına dönüşmüştür. Bu gün camilerde İslam’ı yaşamak yaşatmak imkansız hale gelmiştir. Diyanet bekçileri nezaretinde camiye gidenler güdülmekte ve yönlendirilmektedir. Robotlaştırılmış, adı Müslüman, Allah’ın kitabı, peygamberin sünneti ile alakası olmayan YAT, KALK, OTUR, DİNLE ve GİT merkezli toplum oluşturmuştur. NEYİ, NİÇİN, NEDEN YAPTIĞINDAN HABERSİZ BİR TOPLUM!
Ey bu toplumu güden çobanlar; Kuran a ve sünnete göre hareket ettiğini iddia edenler! Yukarıda belirtilen ayetlerin muhatabı değimlisiniz?
     Herkes davranışının hesabını elbette din gününde verecektir. Bu dünya işlerini biz tanzim ederiz, bizim anlayışımıza göre Müslümanları şekillendiririz mantığı ile hareket edenler elbet bir gün gerçekle karşılaşacaklardır. Camilerimizin, ilim ve hidayet in fışkırdığı bir pınar, ıslah ve irşat nurunun parladığı ışık kaynağı, tebliğ, mucahede, mücadele için Müslümanların eğitildiği bir merkez, haline getirmek her Müslüman’ın vazifesidir.
     Müslümanların bütün ihtiyaçlarına cevap veren, sorunlarının çözüme kavuşturulduğu bir huzur evi, toplumsal hayatın merkezi haline getirebiliriz. Unutmayalım ki; camiler dolar ve gerçek işlevini yerine getirirse; KAHVEHANELER, HAPİSHANELER, HASTANELER BOŞALIR.
     Buna inananlar olarak, yapma çabası ve gayreti içersinde olursak gerçekten inandığımızı ispat ederek Allah’a kulluk vazifemizi yerine getirmiş oluruz.
     Hz. Muhammet SAV’ in Müslümanları Allah CC şikayet ettiği tek konu Müslümanların Kuran’ı Metruk haline getirmeleridir. Camilerimizi mescidi nebeviye dönüştürerek, bu şikayetin muhatabı olmaktan kurtuluruz İnşallah. Allah CC “cümlemizi camilerimizin gerçek işlevine kavuşması için gayret gösterenlerden eylesin” amin. Camilerimizi ve mescitlerimizi orijinal haline döndürmek elimizdedir. Hele yeni anayasa çalışmalarının yapıldığı bu günlerde önemli bir fırsattır. Bu fırsatı Müslümanlar olarak değerlendiririz inşallah...

ALINTI ADRESİ

Mekke  Canlı yayın   Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın  - Mekke den Canlı yayın  - Kabe den Canlı yayın -  Kabe canlı yayın 
 

 

 

  - Açsam ellerimi damlatsam avuçlarıma utançla iki damla,

  - Senin mağfiretin çook büyük . Günahlarım boynumda bir yük ...

  - Beni kahhar değil tevvab isminle huzuruna kabul eder misin ALLAH'ım...

  - Bazen Kırdım, Bazen de çok kırıldım. Kul hata eder dedim. Rabbime sığındım.

  - Hiç kimseye  dargın, kırgın ve küskün  değilim. Takdir yüce olan ALLAH'ındır.

                                     ¸,,¸¸,,¸¸,,¸.•*`*•.*`*•.¸,,¸•.♥.•*`*.•*`*•.*`*•.¸,,¸•.♥.•*`*.•*`*•.*`*•.¸,,¸¸,,¸¸,,¸

  - En Akıllı İnsan Nefsine Hakim olan Ve Ölümden Sonrasını Düşünen İnsandır..

  - Daha vakit var, ilerde yaparım” deme! Bu şeytanın senin kalbine bıraktığı bir vesvesedir.

 

Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı Başarıcı  Başarıcı

                              - ÖLÜMDEN KAÇABİLEN VAR MI ?

                              - ALLAH'ın emri ile Kitabım Kuran'dan ibretlik dersimi aldım,
                              - ALLAH'ımı sevdim, ürperdim  yüreğim yandı da Ağladım,

                              - Günahlarımdan utandım da ALLAH'ıma sığındım,
                              - Rabbimi biliyorum ya. ona sonsuz şükürler olsun,

                              - Gayrisini ALLAH'ın sonsuz Affına, Rahmetine, Merhametine bıraktım....

BAŞARICI  - Basarici  - Başarıcı - BAŞARICI - BASARICI  - Basarici  - Başarıcı - BAŞARICI - BASARICI  - Basarici  - Başarıcı - BAŞARICI - BASARICI  - Basarici  - Başarıcı

 

 

 Bilir misin ne kötüdür insanın bildiğini anlatamaması kelimelerin hep yarım kalması. "Ben" deyip susması,"Sen" deyip ağlaması.

Kabe'den canlı yayın - Mekke kabe tv yayını
Medine'den canlı yayın - Medine Mescidi Nebevi tv yayını
Namaza hazırlık Tüm vakitler - Abdest Gusül Teyemmüm
Sabah Namazı'nın Kılınışı
Öğle Namazı'nın Kılınışı
İkindi Namazı'nın Kılınışı
Akşam Namazı'nın Kılınışı

Yatsı Namazı'nın Kılınışı
24 saat sürekli Kuranı Kerim Türkçe Meali
Kuranı Hakimin Açıklamalı Meali
Feyzül Furkan Kuranı Kerim Açıklamalı Meali
İmamı Gazali den Nasihatlar
Oktakipli Kuranı Kerim Hatmi Şerifi
Oktakipli Kuranı Kerim Kısa sureler

Kuranı Kerim sesli Kısa sureler
Namazda okunan dualar (sesli)
Çalgısız İlahiler - ilahilerde davul,zurna,çalgı ve Göbek havası yoktur.
Dini şiirler - Beste ve ses Cengiz Numanoğlu
Kuranı Kerim Okuma sayfası
2006-2007 Hac Mekke
2006-2007 Hac Medine

Kabe'den Canlı Yayın Kabe Kabeden Mekke Medine 24 Saat Sürekli Sesli Kuranı Kerim Meali - Mehmet Basarıcı ANKARA. | Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı | Mehmet Başarıcı  | Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  |  Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  |  Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı | Mehmet Başarıcı  | Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın ||Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  |  Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  | Mehmet Başarıcı  | Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Mehmet Başarıcı  |Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın ||Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  | Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın |  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  |  Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı | KABE Canlı Yayın  | Mehmet Başarıcı

 Kabe'den Canlı Yayın Kabe Kabeden Mekke Medine 24 Saat Sürekli Sesli Kuranı Kerim Meali - Mehmet Basarıcı ANKARA. | Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  |  Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Yayın  | KABE Canlı Yayın  | Canlı Yayın Kabe | Kabe TV  |  Kabeden canlı yayın | Kabe'den canlı yayın | Kabe canlı tv | Mekke canlı | Medine canlı |  Medine'den Canlı Yayın | Medineden Canlı Yayın ||Medineden Canlı Yayın | Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den Canlı Mekke'den Canlı Yayın | Mekkeden Canlı Yayın  |Mekke den | başarıcı